Hayatta ilk defa bir kitabı ikinci kez okuma isteği duyduğumu söyleyebilirim. İnsanların pek ilgisini çekmeyen "günce" gibi yazılmış bir kitap olmasına rağmen, o kadar akıcı bir dile ve ilginç bir hikayeye sahip ki bir sonraki sayfayı bırakın bir sonraki satırda ne olacağını öğrenmek için sabırsızlanıyorsunuz. Bu hikayede siz de yaşamak istiyorsunuz.
Serinin diğer kitaplarına gelince;
Yeniay (New Moon)’da hikaye biraz yavaşlamış ve biraz sıkıcı hale gelmiş. Seri içinde en çok sıkıldığım ama yine de devamını merak ettiğim bir kitap. Ve kitabı okurken etkilenmemek elde bile değil.
Tutulma (Eclipse)’da tekrar eski canlılığına kavuşan hikayede taşların yerine oturmasıyla çok daha güzel hale geliyor, ama ilk kitabın tadını yine veremiyor.
Şafak Vakti (Breaking Dawn) ise başlı başına bir blog konusu aslında. Bu kitabı bırakın ikinciye belki beş kere okumak bile isterim. Olaylar o kadar ilginç bir hale geliyor ki, olamaz bu kadar diyorsunuz. Bir yandan hikayenin bittiğine üzülürken, diğer yandan da herkesin mutlu olmasına seviniyorsunuz.
Ama bütün hikayenin sonunda söylemek istediğim sadece bir şey var:
"Ben Edward’ın yerinde olsam Bella’yı yerdim :)"
Hikayedeki ana karakterler: Bella Swan, Edward Cullen, Jacop Black, Charlie, Renee, Alice, Jasper, Charlisle, Esme, Rosalie, Emmet, Volturiler ve hikayeye son katılan Renesmee.
Alacakaranlık serisine genel olarak 5 üzerinden 4 vermekle beraber dördüncü kitaba 5 üzerinden 5 veriyorum.






