• Henüz 18 ini yeni bitirmiştin, enerji ve umutla dolu hayata başlamaya hazırdın…

    Ne oldu?

    İstemediğin bir okula girdin.

    İnsanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için…

    Sevmediğin bir bölümde senelerini harcadın…

    Ayaklarını sürüye sürüye gittin derslere…

    Çalışmak istemedin ama yine de zorladın kendini…

    Güç bela bitirdin sonunda…

    Ne ailen, ne de arkadaşların görmedi yaptığın fedakarlığı…

    Alkışlamadılar seni, omuzlarının üzerine çıkarmadılar, madalya takmadılar…

    Enerjin çoktan tükenmeye başladı bile…

    Kimse bilmez nasıl kendini feda ettiğini…

    Ruhunu teslim ettiğini…

    Gençliğini tükettiğini…

    Devamını oku…

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler: ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 13:16

  • Profesör öğrencilerine su soruyu sorar;

    ‘Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?’

    Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar.

    ‘Evet, her şeyi Tanrı yarattı!’

    Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine ‘evet efendim ‘ diye yanıtlar. Profesör devam eder;

    ‘Eğer her şeyi yaratan Tanrı ise ve şeytan var olduğuna göre şeytanı da Tanrı yaratmış olur ve çalışmalarımızda uyguladığımız ‘Kesinleştirme’ prensibine göre de Tanrı şeytandır. Öğrenci böyle bir önerme karsısında şaşırır ve yerine oturur. Profesör ise öğrencilerine bir kez daha Tanrı’nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur.

    Devamını oku…

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler: ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 14:56

  • Delikanlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner. Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği, kasabanın güzel kızı gelir. Kızın güzelliği çevre kasaba ve şehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kız bir türlü olumlu yanıt vermemiştir.

    Tek Gül

    Otelden çıkar ve gördüğü yaşlı adama kızı sorar. Yaşlı adam az ilerde güzel bahçe içinde bir ev gösterir, kızın orada oturduğunu söyler.

    Delikanlı merak eder, kızın nasıl biriyle evlendiğini. Bir köşede beklemeye baslar, bir müddet sonra yaşlıca kel pekte hoş görünmeyen bir adamı yolcu eder kız kapıdan… Üstelik zengin bir adam da değildir. Adam gittikten sonra delikanlı çalar kapıyı, kendini tanıtır. Sorar niye bu adamla evlendiğini kıza…

    Devamını oku…

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 15:03

  • Kartal

    Bir çiftçi, yerde bulduğu bir kartal yumurtasını, tavuk yumurtası sanarak çiftliğine götürmüş.Kuluçkaya yatan tavuğun altına koymuş. Tavuk, kartal yumurtasını da kendi yumurtası sanarak kuluçka döneminde koruyucu kanatları altında tutmuş. Civcivler ve kartal yavrusu yumurtadan çıkmış. Kartal yavrusu, tavukların ve civcivlerin davranışlarını taklit ederek kanat çırpmış, eşinmiş, darı tanelerini ve solucanları yemiş. Kendisinin bir tavuk olmadığını düşünmek aklına bile gelmemiş. Bir gün küçük kartal gökyüzünde uçan kocaman bir kuş görmüş. Kuş o kadar güzel uçuyormuş ki adeta gökyüzünün hakimi gibi davranıyormuş. Bu olağanüstü yaratığa hayranlıkla bakmış. En yakınındaki tavuğa bu kuşun ne olduğunu sormuş. "Ona KARTAL derler. O, tüm kuşların babasıdır. Herkes ondan korkar ve ona saygı duyar." yanıtını almış. "Ben de kartal olmak istiyorum" demiş küçük kartal. "Saçmalama" demiş tavuk ve devam etmiş:

    Tavuk

    "Haddini bil. Sen asla kartal olamazsın. Sen bir tavuksun. Bunu kabul et." Küçük kartal boynunu eğerek, toprağı eşelemiş. "Galiba haklısın." demiş. Küçük kartal yaşamı boyunca tavukların arasında yaşamış, gökyüzünde özgürce dolaşabileceğini bilmeden. Kendi gücünü görmeden, beş on santimetre yükseğe kadar kanat çırpıp daha fazlasını yapabileceğini, gökyüzüne ulaşabileceğini hiç düşünmemiş.

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 16:00

  • kral ve eşleri

     

       Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış.

        Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini en iyisini ona verirmiş.

        Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş.

    İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş.

        Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş.

    Devamını oku…

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 16:04

  • Bilgisayar Mühendisliğini kazanıp da buraya geldiğimden beri yaklaşık 4 yıl geçti. İnşallah 3 ay sonra da mezun olacağım. Her ne kadar çok fazla tecrübesi olan, binlerce satır kod yazmış, programlamanın altını üstüne getirmiş birisi olmasam da, sizlerle bazı şeyleri paylaşmak istedim.

    4 yıl önce ÖSS’ye (ikinci kez) girdiğimde aklımda bilgisayar mühendisliğine gelmek gibi bir düşünce yoktu. Aslında bilgisayarın B’sini bile bilmiyordum. Lise yıllarında da okulu asıp internet cafelere, atari salonlarına gitme gibi “İYİ” alışkanlıklarım yoktu.

    ÖSS sonuçları açıklandığında internete gidip sonuçlara bakmam gerekiyor ama bilgisayarı açmayı bilmiyordum. Gittiğimde açık bilgisayar bulup oturmak için dua ediyordum. Sadece www yazıp da internette sayfa açmayı biraz biliyordum o kadar.(Onu da televizyonda görmüştüm :) ) Neyse ÖSS puanımı öğrendiğimde açık bilgisayar bulmuştum. Bu sefer de yerleştirme sonuçları için tekrar gitmem gerekti. Gittim açık bilgisayar yok. Ne yapacam falan derken benimle birlikte gelen birisi önüme oturmuştu. Bilgisayarı açarken baktım ama hangi düğmeye bastığını göremedim. Kasanın önünde iki tane düğme var. Acaba hangisi? Birine bastım açılmadı. Ötekine basmaya korktum. Cafenin sahibini çağırdım ( Kendisi arkadaşımdır, dalga geçecek diye de korkuyorum. Sonuçta BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİNİ kazanmışım ama bilgisayarı açmaktan haberim yok. ) Neyse burada kendisiyle aramda geçen konuşmayı yazmayayım :)

    Gel zaman git zaman, okula başladım. Merak ediyordum acaba benim gibi başkası var mıydı? Sınıfta daha önce programlamayla uğraşmış pek çok kişi vardı. Onlarla konuşurken Fransızca öğreniyordum. Anlamaya çalışıyordum ama anlamıyordum. “Buraya geldin artık öğrenmek zorundasın başka çaren yok” diyordum kendime. Öğrenmek için kütüphaneden ilk aldığım kitap “Bilgisayarın B’si”dir. (Sonra C’ye bir geçtim hala ordayım :) (C, C# falan))

    İlk yıl lise devamı olduğu için biraz kolaydı. Tek zor olan Algoritma dersiydi ki o bile hafif işlenmişti. Ben de bu sıralarda programlama nedir, bilgisayar nedir biraz öğrendim. İkinci dönemin sonunda C Programlama dersi final sorusu olarak baklava şekli oluşturma çıktı. Tahmin ediyorum kimse tam olarak yapamamıştı. Yaz tatilinde bir gün inat ettim “Eğer bunu yaparsan, her şeyi yaparsın; yapamazsan da hiçbir şeyi yapamazsın” dedim ve yaptım.

    İkinci sınıfa geldik, bu arada Visual Basic .Net kitabı alıp çalışmıştım, kendime güvenim maksimum seviyede; VB.NET ile ilk görsel programım olan sayıları yazıya çevirme programı yaptım. Tam 800 satır ve sadece if ve else cümlelerinden oluşuyor. Büyük başarı :) Tam bu sırada Veri Yapıları dersi karşımıza çıktı. İlk üç ödev baya kolaydı, çerez niyetine yaptım. Pek çok arkadaşım yapamamıştı. Hava yüzde doksan. Önüme bakmıyorum. Küçük dağları ben yaratmışım modu. Sonra bir ödev daha. Konu “Yığın yapısı kullanarak matematiksel ifade kontrolü”. İnanmazsınız tamamen çöktüm, hava sıfır. Başım eğik geziyorum. Üstüne bir sonraki ödev “Kuyruk yapısı kullanarak yılan oyunu”. Üfff ne ödev beee… Bu sıralarda düşüncelerim tamamen değişti. Yanlış meslek seçtiğimi, tekrar ÖSS’ye girmeyi düşündüm. Ama iki yıl geçmişti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Her şeye rağmen devam etmeye karar verdim. Sonra sağ olsun Tahir arkadaşım yılan oyunu hakkında bir fikir (ve bir kod parçası) verdi ve çalışan bir yılan oyunu veren çok az kişiden biriydim. Kendime güvenim geri geldi. Ama bu sefer önümü görüyordum. Duvara bir kere toslamak yetti. Bir sonraki ödev, “Heap Sort kullanarak polinom toplama”. (Hayatta kod yazarken en fazla zevk aldığım program budur.) Bunu da tam yapan az sayıda kişiden biriydim.

    Bu gün C# ile programlar yazıyorum. Aslında bir açıklama yapayım. Çok hızlı kod yazan, klavyeden duman çıkartan biri değilim. Programlama olarak bildiğim şey CTRL+C, CTRL+V komutlarıdır. Kodları ezberlemek benim işim değil, ben “Bilgisayar Programcısı” değil “Bilgisayar Mühendisi”yim. Sadece ihtiyacım olduğu zaman gerekli kodu öğrenirim ve bir sonraki sefere kadar tekrar unuturum.

    Şimdilerde belki size de yardımı dokunabilecek bir alışkanlık edindim. Her günün akşamında o gün Sosyal ve Teknik gelişimim için ne yaptığımı ikişer cümle ile açıklamaya çalışıyorum. Ve bunu her akşam kesin yapıyorum. Bazen iki cümleyi dolduramadığım günler oluyor ve o boş günleri her gördüğümde bana verdiği rahatsızlığı tahmin edemezsiniz. Bu yüzden daha fazla çalışmak istiyorum.

    Diyeceğim şu ki; eğer ben bilgisayarı açmayı bile bilmezken kendimi bu seviyeye getirebildiysem, herkes bunu yapabilir. Sadece istemesi yeterlidir. Gördüğünüz gibi her şey size bağlı.

    Saygılarımla.

    Tayfun Taşkın

    Tayfun Taşkın

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler: , ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 16:01

Ara


Sponsor



Diğer