• TT, Yazı-Şiir 12.04.2010 Yorum yok

    Mum ışığı Yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz yaşıyoruz…

    Amaçlarımızla ya da amaçsız, umutla ya da umutsuzca , sevgilerimizle ya da sevgisiz, mutlulukla ya da mutsuzca, dostlarımızla ya da dostsuz, cesaretle ya da korkuyla, kazanarak ya da kaybederek, başarılarımızla, hatalarımızla…

    Yaşıyoruz…

    Bir keresinde bana "Dünyaya ne için gelmişiz" diye sormuştu rastgele biri… "Yaşamak için" demiştim. Tebrik etmişti ve bir açıklama yapmıştı. Tam anlatamamıştı derdini; ama anlamıştım. "Hani her şeyini kaybeder, yolunu bulamaz, karanlıkta kalır da yine de yaşar ya insan; ama bu inançla yaşamak değil, yaşama dört elle sarılmak da değil. Yaşamak işte, yaşamak gerektiği için yaşamak." demişti.

    Tamam da nerede yaşamak? Ya da ne zaman?

    Dünden sonra mı? Yarından önce mi? ("The day after yesterday" or "The day before tomorrow")

    İkisi de aynı şey değil mi? İkisi de bugün değil mi?

    Dünden sonra…

    Hep dünde kalarak, yaptığımız hataları, duyduğumuz pişmanlıkları, "Keşke"’leri yaşayarak yaşamak. Belki "Ahh.."’lar için suçlamaya birilerini bulacak kadar şanslıyızdır da.

    Ya da dünkü başarılarımızı her yerde gururla anlatarak, ama yenilerini yapmadan, yapmaya çalışmadan yaşamak. Çünkü yeterince haz almışızdır onlardan. Yenileri için de tek bahanemiz budur. "Görevimiz bitmiştir artık, bizden sonrakiler yapmalıdır gerisini…"

    Ne gelecek için hedefler vardır artık, ne de onları yapacak kadar derman…

    "Dünden sonraki gün" budur işte…

    Peki yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz yaşıyoruz…

    Yarından önce mi yaşamak gerek acep.

    Yarından önce… Hep yarını düşünerek. Korkarak, telaşlanarak. Planlar, projeler yaparak. Hedefler koyarak. Çalışarak, sadece çalışarak. Geçmişten ders alarak ya da almayarak…

    Yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz yaşıyoruz…

    Ne fark eder ki… Ha dünden sonra, ha yarından önce…

    İkisi de bizi en büyük hazinemizden ettikten sonra, bizi bugünden ettikten sonra ne fark eder…

    Yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz yaşıyoruz…

    Tayfun Taşkın

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 21:35

  • TT, Yazı-Şiir 03.10.2009 1 Yorum

    Biliyorum hala kızgınsın bana
    Unutmamışsın, unutmayacaksın
    Renginden belliydi bakışlarının
    Cezan bitmedi diyordu ağzından çıkan her harf
    Umut da vardı ama, az da olsa titriyordu gözlerin

    Affeder misin beni, bilmiyorum
    Fazlasıyla pişman oldum artık
    Fark etmedin belki ama
    Elimi tuttuğunda bırakmak istemedim
    Tek istediğim, sadece bir şans daha

    Bağışlanamaz bir hataydı belki yaptığım
    En büyük ceza unuttuğunu hissettirmendi benim için
    Neden sevmiyorsun demeye yüzüm yok belki ama
    İzin de isteyemem senden, seni sevmek için

    Tayfun Taşkın – Şubat 2008

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler: ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 22:17

  • Mutluluk

    Hani çok üzgünüm dersin ya, kapatırsın bütün kapılarını dünyaya.
    "Bırakın beni! Defolun başımdan!" diye haykırırsın herkese.
    Bir anlamda kaçacak bir yer ararsın, yatarsın akşama katar yatağın içinde.
    Uyuyamazsın ama düşünemezsin de, bulamazsın en uygun çözümü kendine.
    Sonra bir an konuşacak birileri olsa dersin, hemen telefona koşarsın.
    Ama az önce "Defolun!" dediğin insanlara gitmez parmakların.
    Düşünürsün "Acaba kim benimle konuşur? Kim dinler beni?" diye.
    Sonra MSN gelir aklına, tabi ya orda sesini duymuyorlar, konuşmak kolay.
    Sonra ilk gördüğün kişiye "selam, nasılsın" dersin,
    Karşıdan gelen cevap her zaman "iyiyim saol, ya sen?" dir.
    O anda bütün içindekileri anlatmak için başlarsın ilk cümleye:
    Ağırdan alarak "pek iyi değilim" dersin.
    Sonra üzüntünü belli etmek için iki nokta parantez yazarak yollarsın.
    Ama öyle karmaşıktır ki düşüncelerin kapalı parantez yerine açık paranteze basarsın.
    Karşıdaki kişiye üzülen bir yüz yerine gülen bir yüz gitmiştir.
    O anda karşıdan cevap gelir, gülen bir yüz ve
    "hala nasıl mutlu bu kadar olabiliyorsun?" der ardından.
    "bu gücü, bu enerjiyi nerden buluyorsun kötülüklere karşı durmak için?"
    Bir an fark edersin yaptığını, "hay aksi, nasıl açıklayacağım gerisini, beni mutlu sanıyor"
    İşte o an tarif edemediğin duygular belirmeye başlar içinde, gülümsersin farkında olmadan.
    Anlayamadığın bir huzur ve güven duygusu kaplar kalbini.
    Fark etmişsindir ki her şey parmaklarının ucunda.
    Bir şeyin seni üzmesinin, senin ona verdiğin değerden geldiğini anlarsın,
    Parmakların bile isyan etmiştir, bilinçaltına işlemiştir mutlu olma isteği.
    Aklın kötüyüm demeye zorlasa da seni, bütün uzuvların iyiyim demektedir artık.
    Ne paradır sana mutluluğu getiren, ne de kendin için aldığın güzel elbiselerdir.
    Ne insanların güzel sözleridir, ne de onların seni sevmesidir önemli olan.
    Sadece içinde hissedersin onu, sesinin rengi bile yeniden şekillenir onunla,
    Yüzündeki gülümsemede biter her şey, sadece gözlerini kapa ve düşün…

    Tayfun Taşkın

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler: ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 00:12

  • TT, Yazı-Şiir 03.02.2009 Yorum yok

    Çocuk Olmak Kim çocuk olmak istemez ki? Hayatı güneş doğup batıncaya kadar yaşarsın.
    Sevinince gerçekten sevinir, üzülünce gerçekten üzülürsün.
    Kızınca bir kerelik kızar, gülünce katıla katıla güler, ağlayınca doyasıya ağlarsın.
    Başroller hep senindir çocukken, Shakespeare bile yazamaz oynadığın rolü.
    Halbuki başrolde oynatılan figüransındır büyüyünce, her hareketin belirlidir önceden.

    Konuşmak da kolaydır çocukken,
    İyi söylersen severler, kötü söylersen çocuk deyip geçerler.
    Her söylediğin aleyhinde delildir büyüyünce,
    "Bin düşün bir söyle", "Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?", …, laflarını işitirsin herkesten.

    Hem korkuların da basittir çocukken: Karanlıktan, gök gürültüsünden, örümcekten, böcekten korkarsın.
    Sana aittir korkuların.
    Büyüdüğünde; insanların sevmemesidir seni korkutan, yalnızlıktır. Sırf başkaları sevsin diye seni, sevmediğin gibi davranırsın.
    Başkalarının korkularını yaşar, korkunun kendisinden korkarsın.

    Çocukken kriz denince, babanın söz verdiği mavi bisikleti alamayacak olması gelir aklına.
    Oysa ki büyüyünce, işsiz kalıp eve ekmek götürememek, o söz verdiğin mavi bisiklet ve diğerleri…

    Hayallerin vardır çocukken; dünyayı gezmek, yıldızlara ulaşmak,
    Gökkuşağının altındaki hazineyi bulmak istersin.
    Lambadan çıkan cinden sonsuz dilek hakkıdır ilk dileğin.
    Hayallerini yaşamaya engel tek şey çocuk olmaktır,
    Büyümek istersin. Hem de bir an önce.
    Yıllar geçmek bilmez bir türlü, günler çok hızlı geçtiği halde.
    Büyüdükçe küçülür hayallerin. 
    Küçük bir kutuya bile sığar bir gün.
    Kutulayıp saklarsın, belki tekrar açarım düşüncesiyle.
    Bir gün açarsın gerçekten, ama artık boşalmıştır;
    Hayallerini erteleyen başka biri için…
     

    Tayfun Taşkın

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 16:12

  • Yazı-Şiir 14.01.2009 Yorum yok

    Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.

    İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın. 

    Dün, Bugün, Yarın Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü.

    Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı… Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!

    Can Dündar

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 13:55

  • Bardak ve Su Once upon a time, there was a student looking everything with a pesimist aspect, murmuring all the time and always seeing the glass as half empty. The sage used to tell him all the time to focus on positive thinking; however, the student didn’t listen to him.
    One day, the sage called him to come. Again, he took a glass and pored water till the half of the glass became full, and then asked to him, ”What do you see?”
    The student used to hate this attitude of the sage.  The student thought that ”This dotard keeps telling the same things all the time!” He poured the water inside the glass and put the glass inverted. Then, he said ”Now, I see a completely empty glass!” with a nervous voice.
    Upon his this behaviour, the sage smiled and yelled ”Excellent!” with enthusiasm.
    While the student staring at  the sage with twisted eyes, the sage said him, ”Now, you can fill your glass with your desired drink.” and after taking glass he poured tea into the glass.
    And then, he continued, ”As you see, if you had poured tea while the half was full of water, the mixture would taste neither as tea nor as water.
    So, sometimes, seeing events from full half is not enough. When you cannot find a way-out, it may be more sensible to start from the scratch.

    Tayfun Taşkın

    Türkçesi için buraya bakabilirsiniz, İngilizce çevirisi için kuzenim Şakir’e teşekkürler.

    • Twitter
    • Google Buzz
    • FriendFeed
    • Delicious
    • Paylaş

    Etiketler: ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 15:22

Ara


Sponsor



Diğer