• Mutluluk

    Hani çok üzgünüm dersin ya, kapatırsın bütün kapılarını dünyaya.
    "Bırakın beni! Defolun başımdan!" diye haykırırsın herkese.
    Bir anlamda kaçacak bir yer ararsın, yatarsın akşama katar yatağın içinde.
    Uyuyamazsın ama düşünemezsin de, bulamazsın en uygun çözümü kendine.
    Sonra bir an konuşacak birileri olsa dersin, hemen telefona koşarsın.
    Ama az önce "Defolun!" dediğin insanlara gitmez parmakların.
    Düşünürsün "Acaba kim benimle konuşur? Kim dinler beni?" diye.
    Sonra MSN gelir aklına, tabi ya orda sesini duymuyorlar, konuşmak kolay.
    Sonra ilk gördüğün kişiye "selam, nasılsın" dersin,
    Karşıdan gelen cevap her zaman "iyiyim saol, ya sen?" dir.
    O anda bütün içindekileri anlatmak için başlarsın ilk cümleye:
    Ağırdan alarak "pek iyi değilim" dersin.
    Sonra üzüntünü belli etmek için iki nokta parantez yazarak yollarsın.
    Ama öyle karmaşıktır ki düşüncelerin kapalı parantez yerine açık paranteze basarsın.
    Karşıdaki kişiye üzülen bir yüz yerine gülen bir yüz gitmiştir.
    O anda karşıdan cevap gelir, gülen bir yüz ve
    "hala nasıl mutlu bu kadar olabiliyorsun?" der ardından.
    "bu gücü, bu enerjiyi nerden buluyorsun kötülüklere karşı durmak için?"
    Bir an fark edersin yaptığını, "hay aksi, nasıl açıklayacağım gerisini, beni mutlu sanıyor"
    İşte o an tarif edemediğin duygular belirmeye başlar içinde, gülümsersin farkında olmadan.
    Anlayamadığın bir huzur ve güven duygusu kaplar kalbini.
    Fark etmişsindir ki her şey parmaklarının ucunda.
    Bir şeyin seni üzmesinin, senin ona verdiğin değerden geldiğini anlarsın,
    Parmakların bile isyan etmiştir, bilinçaltına işlemiştir mutlu olma isteği.
    Aklın kötüyüm demeye zorlasa da seni, bütün uzuvların iyiyim demektedir artık.
    Ne paradır sana mutluluğu getiren, ne de kendin için aldığın güzel elbiselerdir.
    Ne insanların güzel sözleridir, ne de onların seni sevmesidir önemli olan.
    Sadece içinde hissedersin onu, sesinin rengi bile yeniden şekillenir onunla,
    Yüzündeki gülümsemede biter her şey, sadece gözlerini kapa ve düşün…

    Tayfun Taşkın

    Bookmark and Share

    Etiketler: ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 00:12

  • Genel, TT 21.02.2009 8 Yorum

    Uzun zaman uğraşlar sonucunda blogumu taşıyabildim. Siz siz olun böyle bir şeye kalkışmayın. :)

    Bu sıralarda en uygun temayı bulmak ve sorunları düzeltmek için bir süre beta aşamasında kalacam. Eski temada 3 sütun olmadığı için onu kullanmıyacam. Ama özel istek gelirse düşünebilirim :) (Tema öneriniz varsa bana ulaşabilirseniz sevinirim) Önceki yazılarımın bazılarını burada bulamayabilirsiniz. Onları artık ben de bulamıyorum çünkü :)

    Ne diyelim. Vatana millete hayırlı olsun :)

    Bookmark and Share

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 14:30

  • Kitaplar 17.02.2009 Yorum yok

    Büyük heyecanla aldığım ama aldığımdan daha az heyecanla okuduğum bir kitap. Açıklamalara ve yorumlara bakıldığında daha çok Da Vinci Şifresi ile karşılaştırılmış, aldığımda da bunun doğru olduğunu gördüm. Argo bir tabirle Da Vinci çakması olarak nitelendirebilirim. (İlgilenenler için benzer bir şekilde Da Vinci çakması olan bir Türkçe kitap da Derin İmparatorluk)

    Dan Brown‘nun yazdığı kitaplara benzer bir tarzda anlatılmış ancak bana göre hikaye tam oturmamış. Tarihi sadece CIA yıllarındaki eğitiminden bilen bir ajan (Lang) ve ona yardım eden diğer iki ajan (Gurt ve Jacob) (biri MOSSAD’dan) tapınak şövalyelerinin şifrelerini çözmeye çalışıyor ve sonuca ulaşıyorlar. Kitaptaki ana karakter olan Lang, Da Vinci Şifresi’ndeki Robert Langdon’dan esinlenmiş ama onun kadar karizma bir kişiliği yok. Yine diğer karakterler de çok baskın karakterler değiller. Ayrıca kitapta hala anlamadığım (103. sayfa “Portekiz - Aynı gün, saat 08:27” diye başlayan) bir bölüm var, buraya nerden ne zaman ve nasıl geldi bir türlü çözemedim.

    Daha güzel olması açısından şifreler daha mantıklı seçilebilirdi ve Lang’a yardımcı olmak üzere bir de tarih profesörü falan bulunabilirdi. Ben Dan Brown anlatımına alışmış olduğum için de böyle düşünmüş olabilirim.
    Kitaba verdiğim not ise 5 üzerinden 3.


    Kitap Adı: Pegasus Sırrı
    Yayınevi: Pegasus Yayınları
    Yazarı: Gregg Loomis
    Yayın Yılı: 2008
    Sayfa Sayısı: 400 sayfa
    ISBN: 6055943264
    Dili: Türkçe

    Adını verdiğim diğer kitaplar:

    Devamını oku…

    Bookmark and Share

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 15:36

  • TT, Yazı-Şiir 03.02.2009 Yorum yok

    Çocuk Olmak Kim çocuk olmak istemez ki? Hayatı güneş doğup batıncaya kadar yaşarsın.
    Sevinince gerçekten sevinir, üzülünce gerçekten üzülürsün.
    Kızınca bir kerelik kızar, gülünce katıla katıla güler, ağlayınca doyasıya ağlarsın.
    Başroller hep senindir çocukken, Shakespeare bile yazamaz oynadığın rolü.
    Halbuki başrolde oynatılan figüransındır büyüyünce, her hareketin belirlidir önceden.

    Konuşmak da kolaydır çocukken,
    İyi söylersen severler, kötü söylersen çocuk deyip geçerler.
    Her söylediğin aleyhinde delildir büyüyünce,
    "Bin düşün bir söyle", "Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?", …, laflarını işitirsin herkesten.

    Hem korkuların da basittir çocukken: Karanlıktan, gök gürültüsünden, örümcekten, böcekten korkarsın.
    Sana aittir korkuların.
    Büyüdüğünde; insanların sevmemesidir seni korkutan, yalnızlıktır. Sırf başkaları sevsin diye seni, sevmediğin gibi davranırsın.
    Başkalarının korkularını yaşar, korkunun kendisinden korkarsın.

    Çocukken kriz denince, babanın söz verdiği mavi bisikleti alamayacak olması gelir aklına.
    Oysa ki büyüyünce, işsiz kalıp eve ekmek götürememek, o söz verdiğin mavi bisiklet ve diğerleri…

    Hayallerin vardır çocukken; dünyayı gezmek, yıldızlara ulaşmak,
    Gökkuşağının altındaki hazineyi bulmak istersin.
    Lambadan çıkan cinden sonsuz dilek hakkıdır ilk dileğin.
    Hayallerini yaşamaya engel tek şey çocuk olmaktır,
    Büyümek istersin. Hem de bir an önce.
    Yıllar geçmek bilmez bir türlü, günler çok hızlı geçtiği halde.
    Büyüdükçe küçülür hayallerin. 
    Küçük bir kutuya bile sığar bir gün.
    Kutulayıp saklarsın, belki tekrar açarım düşüncesiyle.
    Bir gün açarsın gerçekten, ama artık boşalmıştır;
    Hayallerini erteleyen başka biri için…
     

    Tayfun Taşkın

    Bookmark and Share

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 16:12

  • Steve Jobs - Aç Kal Budala Kal (Alt Yazılı)

    Steve Jobs

    İlk hikayem noktaları birleştirmekle ilgili.

    Devamını oku…

    Bookmark and Share

    Etiketler: , ,
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 16:37

  • Kitaplar 26.01.2009 Yorum yok

    15. Tümenin 38. Alayına doğru Yunan birliği harekete geçtiği sırada ağır makineli tüfeklerden biri arıza yapmıştı. İğne mahfazasına bakıldığında iğnenin kırıldığı anlaşılmıştı. Ama bir türlü iğine çıkaracağı bulunamamıştı. Bir yandan da Yunan Birlikleri hızla yaklaşıyordu. Mahfazayı yakalayan Abdurrahman Çavuş; dişleri, dudakları, dili cayır cayır yanarak iğneyi çıkardı, kızgın iğne kovanını dişlerinin arasında çevirerek yeni iğneyi taktı. Çevreye yanık kemik ve et kokusu yayılmıştı. Abdurrahman Çavuş, can acısından ve heyacandan bütün ciğerleriyle bağıra bağıra yakına gelmiş olan Yunan askerlerini biçmeye başlamıştı.

    Anlatılmaz yaşanır derlerdi. İşte bu kitap bütün mitleri yıkıyor. Kitabı, sanki savaşın içindeymiş gibi, her şeyi görerek ve hissederek okuyorsunuz. Bir tarih dersi bu şekilde anlatılmalıdır. Tarihin sadece rakamlardan ibaret olduğunu sanırdım bu kitabı okuyana dek. Turgut Özakman’a buradan teşekkürlerimi sunuyorum, tarihimi gerçekten yaşayarak anlamama yardımcı olduğu için.
    Kitaba verdiğim not ise 5 üzerinden 5.


    Kitap Adı: Şu Çılgın Türkler
    Yayınevi: Bilgi Yayınevi
    Yazarı: Turgut Özakman
    Yayın Yılı: 2008
    Sayfa Sayısı: 747 sayfa
    ISBN: 975220127x
    Dili: Türkçe

    Bookmark and Share

    Etiketler:
    Yazar: Tayfun Taşkın @ 15:45